Tarihi Eserleri
Ortahisar Fatih Camii Panaghia Chrysocephalos
Yapı altınbaşlı Meryem Kilisesi ve Chrysokephalos olarak isimlendirilmiştir. Kuruluşu 914 yılına kadar inmektedir. Bu yapının manastır içerisinde bazilikalı planlı olarak yapıldığı tahmin edilmektedir.
Bugünkü planın esasıysa 12. yüzyılda gerçekleştirilmiş olmalıdır. Araştırmacılar yapının 6 esas onarım devri geçirdiğini belirtmişlerdir. Ana plan Yunan haçı şeklindedir. Üç nefli olan yapının apsisi içten yuvarlak dıştan çokgendir. Bir iç ve bir dış narteksi vardır.
Kuzey girişi 14. Yüzyılda inşa edilmiştir. Merkezi kubbe pandantiflere oturur ve 12 köşeli yüksek bir kasnağa sahiptir. Zamanında şehrin baş kilisesi, katedrali olduğu için yapının süslemesine önem verilmiştir. Freskler bugün sıvanmıştır. Bema duvarlarındaysa zeminde opus sectile tarzında mozayik süsleme yer almaktadır.
Fetihten sonrada camiye çevrilmiş ve belki de Fatih, ilk Cuma namazını burada kılmıştır. Fatih Medresesi de yapıya bitişik olarak kurulmuştur. Türk devrinde caminin esas girişi kuzeye alınmış, güney duvarının ortasına bir mihrap yerleştirilmiş, minber konulmuş ve minare yapılmıştır.
Mihrap taştan yapılmış olup, süsleme bakımındanda zengindir. Mihrabı çevreleyen geometrik geçmeli bordürler, mukarnaslı niş ve alındığındaki rozetler Selçuklu örneklerini hatırlatmaktadır. Ceviz ağacından yapılmış minber değerli bir sanat eseridir.
Orta Hisar Camii’ne değişik zamanlarda nakışlı süslemelerde yapılmış ve kitabeler konulmuştur. Mihrabın doğusundaki odaysa 1842 yılında kütüphane haline getirilmiş ve kapısı üzerine bir kitabe yerleştirilmiştir.
Kızlar Manastırı
Boztepe’nin Karşısında şehri gören bir mevkiye kurulmuştur. İki terasın üzerine inşa edilen manastır kompleksi yüksekçe bir koruma duvarıyla ile çevrilmiştir. Manastır III. Alexios zamanında (1349-1390) kurulmuş birkaç defa onarılmış som şeklini 19. yüzyılda almıştır. İlk olarak güneyde içinde kutsal su bulunan kaya kilisesinin ve onun girişindeki şapel ve birkaç hücreden ibarettir. Kaya kilisesinin içerisinde kitabeler ve Alexios III karısı Theodora ve annesi Eirene’ nın portreleri yer almaktadır.
Kaymaklı Manastırı
Trabzon’ilinin 3 km güneydoğusundaki Boztepe’nin Değirmendere vadisine bakan yakasında kurulmuştur. 1424 yılında.da inşa edilmiştir. Yapılar topluluğu dikdörtgen alan içerisinde, ortada tek apsisli kilise, kuzey batıda çan kulesinin, güney doğusundaysa küçük bir şapel ve manastır hücrelerinden oluşmaktadır. Manastırın yapılarıysa birçok defa onarım görmüştür. En eski kısım kilisenin beşken apsis bölümüdür. Kilise içerisindeki freskler 18. yüzyıla tarihlenmektedir.
Kuştul Manastırı
Bu manastırın Trabzon’un Esiroğlu Beldesinin Kuştul (Şimşirli) ismi verilen köyündedir.
Yapının bulunduğu yere kadar gidiş Güzergahı Böyledir Önce Esiroğlu Beldesine gidilip, oradan Vasıta kiralanarak. Soldaki yol takip Edilerek İkidere Köyüne gelinir. Bu köyde yol ikiye ayrılır. Yolun biri sağa diğeri sola gider. Sağa giden yol yamaçta bulunan Konaklar Köyüne varır. Buradan Kuştul daha uzak olmasına rağmen ulaşım daha iyidir. Katır veya yaya olarak gidilirse manastıra bir-iki saatte varılabilir.
Vadinin tabanından dirsek şeklindeki kayanın üzerine oturtulmuş Olan bu yapının, kale gibi, vadiye gören bir tepede kurulmuştur.. Maçka yolunun üzerindeki üçüncü manastırdır. MS. 752 yılında kurulduğu söylenen bu manastırın 1203 yılında yağma edilip, terk edildi. Ama 1393 yılında tekrar kurulup 15. yüzyılın başında yine eski önemini kazandı. Bu asrın binalarının çoğu 1904 yılında çıkan büyük bir yangınla harap olduktan sonra manastırın, bir daha inşa edilmiştir.
Vazelon Manastırı
Bu manastırın Maçka’yı 14 km geçtikten sonra iki yolla gidilebilmektedir. Birinci yolu; Kiremitli kahvelerinden yaklaşık 500 m . sonra sağa ayrılan, yeni yapılmış stabilizedir. ötekiyse Kiremitli köyünden vadiye kadar inip, vadiden 2,5-3 saatlik yaya gidilmesi gereken bir yoldur. Fakat bu yol zahmetli ve daha uzun olduğu için tercih edilmez. Birinci yol daha iyi ve emindir. Manastıra giden yol dik olmasına karşın, çam ormanlarının içinden geçip, güzel çiçek kokularını teneffüs ederek bakir manzarayı görünce, bu zahmete gerçekten değdiğini anlarız. Yolun sonunda manastır binası karşıdan bütün ihtişamıyla gözükür.
Yapının, Vazelon isminin kurulmuş olduğu “Zabulon Dağı” ndan aldığı görüşü kuvvetli ihtimaldir. Manastırın ıssız, sakin bir yerde seçilmesinin, ona dahada kutsal bir hava vermek için.seçilmiştir bu gibi yapıların Trabzon ve çevresinde, evvelce Hıristiyan alk tarafından içinde kutsal bir suyun bulunduğu “Ayazma” etrafında yahut yakınında kurulması önemli etkenlerden birisi olmuştur.
Çoğu araştırmacı yapının tarihini bilmemekle birlikte; bazılarıysa ilk inşa tarihini MS. 270 , bazıları MS. 317 olarak bilinmektedir.
Manastırın, Yahya Peygamber’e adanmıştır. ama ilk kuruluşuyla ile bugüne kadarda çeşitli değişikliklere uğradığı kesindir. (527-565) yıllarının arasında Justinyen tarafından restore ettirilmiştir. 644 yılının Şubat ayında hücrelerin tamamen onarılıp , kütüphanesi zenginleştirilmiştir. 702 yılı ile onu takip eden yılların içinde esaslı şekilde yenilenmiştir. Vazelon Manastırının, 13. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar Maçka’nın ekonomik, sosyal ve kültürel hayatında etkinliğini sürdürmüştür. 14. yüzyılda sahip olduğu arazi ve geliri 1890 yılına kadar yirmi köyde devam etmiştir. Vazelon Manastırı vaktiyle bölgede bulunan manastırların en yetkilisi ve zengini durumundaymış. Bir rivayete göre; Vazelon geliri ile bir Sümele Manastırı daha yapılabilirmiş. Manastır 19. yüzyılda etraflıca tamir edilmiştir. Binayı batı kısmındaki merdivenle girilmektedir,
Bugün zemin kat kısmı sağır kapı ve pencerelerle kapalıdır. Fakat birince kata bahsedilen merdivenle çıkıldığında, küçük bir antre ile karşılaşırız. Bu kısmın sağında ve solunda iki dar koridor vardır. Bu koridorlara sağdan ve soldan üçer olmak üzere toplam altı oda açılmaktadır. Odaların tavan kısımları ahşap olduğundan günümüze gelememiştir. Girişteki ek kısmın 19. yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Çok pencereli çok pencereli bir karaktere sahip, sert taşlardan ibarettir.
Manastırın asıl eski bölümüne evvelce ahşap bir merdivenle çıkıldığı içinde, bu merdiven halen yoktur. Diğer kata geçmek içinse tırmanarak, yahut alt katta bulunan gizli dehlizlerden sürünerek geçilebilmektedir. Tournefort, bu manastırı ziyaret sırasında bahsettiği merdivenlerin bu kısımda olsa gerek. “Buradaki keşişlerin, bu manastıra ilkel olarak yapılan bir merdivenle çıkarlar. Bu merdiven; gemi direği büyüklüğünde, iki meşe ağacı gövdesinden ibarettir. Bunlar duvara yaslanır. Bunların yardımı olmaksızın, ben binaya çıkabilmek için iyi bir ip cambazı olmalıydım” diyor.
Eski manastır bölümüne çıkıldığındaysa, bazı binaların kalıntılarına rastlanmaktadır. Soldaki büyük kısmın yemek salonuysa, ona bitişik olanınsa manastırın görevlilerine ait olduğu tahmin edilmektedir. Sağdaki binaların ise; su kanallarından anlaşıldığına göre mutfak ve yemekhaneydi. Bunların yukarısında üzeri tonozla örtülü büyük bir su sarnıcı bulunmaktadır. Bunun yanı başında ise üç nefli bir Bizans kilisesi bulunmaktaydı. Kilisenin apsis kısmında nişlerin halen mevcut olup, girişi kuzeydendir. Batısında bulunan iki kapının açıldığı mağara hücresi, manastırın ilk kilise için uygun yerdir. Kilisenin kuzey dış duvarındaki freskler, son hüküm (mahşer günü) , İsa’nın bin yıllık denilen kürsüsünün hazırlanışını, cennet-cehennemi tasvir ederler.
Manastır ve bölümlerinin üzerleri ahşap için olduğundan bugün çürümüş ve yıkılmıştır. Bina 1923 yılında terk edilmiştir.


Son Yorumlar